Yazı kategorisi: Genel, Kısa yazılar, Yazılar

Okuma Hobim

Üniversite yıllarımda Selçuk Üniversitesi Kütüphanesinin rafları arasında çok vakit geçirdim. En sevdiğim romanları oradaki kitaplar arasından alır yurduma götürürdüm.

Küçük yaşlardan beri bir kütüphanem de vardı. Yıllar sonra bu kütüphanemi Manisa Demirci ilçesinden Turgutlu ilçesine taşındığımda bir sahafa bağışladım ve kütüphanemi sıfırladım. Çünkü kitapların bir yerden bir yere taşınması ve bakımı zor oluyordu bir yandan. Şimdilerde kararlı bir şekilde tekrar okuma hobime geri döndüm.

Öncekinden çok daha kararlı ve hızlı okumalar yapıyorum. Bunun yanısıra kitaplara önemli bir bütçe ayırmaya başladım. Kişisel gelişimimi istediğim yönde devam ettirmem için bu şart.

Son bir yılda okuduklarım koca bir kütüphane etti. Oturduğum ev küçük ve şirin. Yeni kitaplara yer açmak günden güne zorlaşacak.

Olsun, tüm zorluklara rağmen okuma hobimi seviyorum.

Kitaplarımı okurken her insanın okuduklarından ve yaşadıklarından ibaret bir bavulu olduğunu ve yaşadıkça bu bavulu doldurduğunu biliyorum. Benim bavulumdan daha sonra özgün bir eser çıkacak mı? Bunu şu anda bilemiyorum.

Kitap okumaya devam…

 

12-07-2018

ANKARA

Reklamlar
Yazı kategorisi: Genel, Kısa yazılar, Yazılar

Orhan Pamuk ve içimden bir öykünme…

Orhan Pamuk’un Öteki Renkler’ine başladım. Yazar ayrıntılı olarak nasıl yazdığını ve yazarlık yaşantısını anlatmış. Böyle bir hayata hayran kaldım. Ben de bir yazar hayatı yaşamak isterdim. Her gün saatlerce yazabilmek isterdim. Tabi eğer yeterince yazabilseydim.

Yazar bir seferde bütün okurlarıyla bağ kuruyor, oysa okur, sadece okuduğu yazarlarla kuruyor bağlarını. Tamam okumak da güzel bir şey ama yazmak çok daha güzel bence.

Aslında benim tüm hevesim insanlarla bir yazar olarak bağ kurabilmektir. Ne para kazanmak istiyorum ne de ölmez eserler bırakmak umrumda.

Benim okurlarım olsun, beni okusunlar yeter…

 

08.07.2018

Yazı kategorisi: Genel, Kısa yazılar, Yazılar

Kumru

Her gün pencereme gelen ve her zaman yemlemek için buguru evimde hazır tuttuğum kumrularım var.

Bunlar insanla yaşamaya alışmış kuşlar ve yem verdikçe bu sefer gelip yemi kendileri istiyorlar.

Her sabah uyandığımda kumrular bahçeye bakan geniş penceremin önündeler.

İşte belki insanlar da bu kumrular gibiler. Kendilerine yem buldukları yerlerde yaşıyorlar.

Aslında insanlar da birer kumru.

Yazı kategorisi: Yazılar, Şiirler

Karavanla…

Yine bir yaz geldi,

Kamplara varmanın vakti.

Yeni yeni yerler, yeni insanlar,

Yapman gereken sadece,

tekerleri döndürmek

ve yürütmek karavanını.

 

Bir karavan bir kutucuk,

İçi dolu turşucuk,

Benim karavanımda kimler var?

Bilemezsin kimler, kimler?

 

Yaz vakti, gölgede serinle,

Karavanin hep duracak seninle.

Sen yürüyünce yürür heyhat,

Karavanla sefa sürmektir bu hayat.

 

26/06/2018

ANKARA…

Yazı kategorisi: Genel, Yazılar

Keşke bir kitap olsaydın…

Keşke bir kitap olsaydın…

Bir kitap gibi kaldığım yerden okuyabilseydim seni. Her yerlere götürüp, her zaman okuyabilseydim.

Keşke bir kitap olsaydın. Tekrar tekrar hep aynı yerden okunabilseydin.  Sindire sindire, ağır ağır…

Keşke bir kitap olsaydın sevgili…

 

06-06-2018

ANKARA

Yazı kategorisi: Genel, Yazılar

Yeni araç…

20180403_170911.jpg

Uzun zamandır bunu yapmak istiyordum. Nihayet bir girişim, bir cesaret amacıma ulaştım. 2003 model Ford tourneo connect aldım. Bu benim kamyonet sınıfında ilk aracım oldu. Gerçi kamyonet olduğu için sigortası yüksek ve muayenesi her yıl ama olsun. Buna katlanmaya değer.

Karavan çekmek için çeken aracın tork değeri çok önemli. Bu araçta da epeyce bir tork gücü var. 220NM kadar. Bu eski aracım Garip’teki tork gücünün iki katı.

Önümüzdeki günlerde yeni aracıma da çeki demiri taktıracağım ve bir çekici olarak kullanmaya başlayacağım.

Artık yakıt olarak da ilk defa mazot kullanmaya başladım. Kendimi alamayıp bütün kapalı otoparklara girebilirim artık.

Neyse bu benden önemli bir haberdi. Bu yüzden bunu da blogladım.

Herkese sevgi ve saygılarımla.

Yazı kategorisi: Genel, Kitap, Yazılar

Kızılay’a gidiş öncesi…

Kızılay’a Gidiş Öncesi…

Yine yazı masamın başına geçtim ve aldım kalemi elime…

Bugün ne yazsam diye düşünürken aklıma yarın yapacağım Kızılay ziyareti geldi. Yarın Kızılay’a mis gibi kitap kokulu Kitapçılar (Sahaflar) Çarşısı’na gideceğim.

Bugünden yarın arayacağım kitapları bir liste yapayım diyorum. Çünkü her zaman Kızılay’a inmiyorum.

Bu sefer özellikle roman türleri yanısıra, biraz Oğuz ATAY şiirleri, Biraz Nazım şiirleri alayım. Edebiyatla zenginleştirmeye çalıştığım dünyama yeni bir kapı açayım diyorum. Ayrıca Kafkaour ve OT dergileri de alacağım ki bunlarda da hoş şiirler var.

İşte böyle benim iki tür besinim var. Biri normal yemek içmekle alınan besinler, Diğeri edebiyat eserlerinin sayfalarında ruhuma çektiğim ziyafetler.

Bu ikinci tür ziyafetler olmasa, dünyam bitkisel bir dünya olacak. Hep aynı şeyleri yapageldiğim tekdüze bir dünyada kalacağım. O yüzden Kitaplar benim için çok önemli.

Neyse bakalım, yarınki sahaflar ziyaretinde biraz da neye niyet, neye kısmet durumları gerçekleşecek. Zaten Sahafları böylesine sevişimin bir nedeni de bu.

Kalın sağlıcakla…

02.01.2018

Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel

Ali Rıza ve SIDIKA… Bölüm 4…

Ali Rıza ve SIDIKA Bölüm:4

Balıkesir’i geçmişler yavaş yavaş rampaları aşarak Edremit Körfezi’ne doğru yol alıyorlardı. Yol gah çam ağaçlarının arasından kıvrıla kıvrıla çıkıyor, gah kısa inişler yapıyordu. SIDIKA halinden şikayetçi görünmüyordu.

Lara, Hafifçe başını cama dayamış uykudaydı. O sırada rüyasında kendisini geniş bir zeytinlikte görüyordu. Her yerde cüceler vardı. Onlarla kovalamaca gibi bir oyun oynuyordu. Öncesinde cüceler sevimliydi. Ama birdenbire surat ifadeleri değişiyor, asıl yüzleri ortaya çıkıyordu. Şeytanca sırıtınca sapsarı dişleri ortaya çıkıyordu. Kovalamaca da gerilimli bir kaçışa dönüyordu. Ama on yakalayıp her yerine dokunuyorlardı dokunuyorlardı.

Lara irkilerek uyandı.

Ali Rıza: “Merhaba uyuyan prenses Lara” dedi

Lara:”Ne kadar uyudum?” ve “Nerdeyiz?” sorularını beraber sordu.

Ali Rıza:”Balıkesir’i geçtik Edremit Körfezi’ne doğru yol alıyoruz. Az bi yolumuz kaldı.”

Lara: “Sahiden mi? Bildiğim kadarıyla daha seferihisar’a çok yol var.”

Ali Rıza: “Ören’de bir kamp alanı var. Orada SIDIKA ile konaklayacağız düşündüm de Belki sen de bizle kalırsın. Böylelikle yarın Seferihisar’a bereber ilerleriz.”

Ali Rıza her sene mutlaka uğradığı Ören deki bu güzel kampta bir gece olsun dinlenmek hem SIDIKA’yı da dinlendirmek istiyordu.

Lara birkaç saniye düşündü ve bir sessizlik oldu.

“Ben Seferihisar’a gitmeyi planlıyordum.” Dedi. Ancak madem kampta kalacaksınız size katılayım.

Burdan yeni bir araç bulmak zor ve yorucu olacaktı. Hem nostaljik şekilde Grrrr’layan SIDIKA’ya ve Ali Rıza’ya alışmıştı. Bu yolculukta artık kendini güvende hissediyordu. Öyle ki yolda sersemleyip uyumuştu bile. Normalde asla otostopta uymazdı Lara.

Ali Rıza’nın ağzı kulaklarına vardı. Duydun mu kız SIDIKA? Dedi vosvosuna. Bizimle kalıyor, yaşasın…

Akşamki kamyon yolculuğu, uykusuzluk ve ardından bu kısa uyku Lara’nın başını ağrıtmıştı.

Çantasına uzandı. İçinde çadır dahil her şey olan bu büyük çantanın arkasında dörde katlı seferihisar yazan karton hala durmaktaydı. Çantasından ağrı kesici çıkartıp suyla içti.

Teypteki hava değişmiş, YeniTürkü’den Aşk yeniden çalarken Sıdıka İvrindi’yi geçiyordu.Her yerde bir iki katlı bahçeli evler vardı. Bu yemyeşil yerde yaşamın ne kadar saf ve güzel olacağını düşündü Lara. Bunu Ali Rıza’ya da söyledi.

Ali Rıza Ören’de gidecekleri kampın da çok yeşil olduğunu ve Türkiye’deki en güzel kamplardan biri olduğunu söyledi.

Böylelikle Bahar güneşi altında Grrrr diye yollarına devam ettiler…

24-12-2017/ANKARA

Yazı kategorisi: Genel, Yazılar

Yazmak üzerine…

YAZMAK…

Yazmak benim için hoş bir avuntu. Bir meslek değil. Bir edim. Yani benim için yazdığım şeyin ne olduğu değil gerçekte yazmak ediminin kendisi önemli. Bir gün insanların okuduğu bir yazara dönüşebilir miyim hiç bilmiyorum. Ancak gerçekten bir gün yazdıklarımın okunmasını, Yazarken hissettiklerimi okura hissettirebilmeyi. Ve gerçekten iyi şeyler yazabilmeyi çok isterdim.

İnşallah benim de hayallerim gerçek olur ve emeklerim de boşa gitmez. Evet emek gerekiyor. Çünkü yazarlıkla uğraşmak için çok fazla yazmanız gerekiyor. Roman boyutunda bir eser çıkarabilmek için belki o romanın dört beş katı yazı yazmak gerekiyor. Bir de iyi bir uydurucu olmak lazım. Bunun için de yaratıcılık ve zinde bir akıl gücü lazım.

Tabii çevrenizi iyi gözlemlemek kadar, yazın dünyasıyla okur olarak ilişkiniz de yazabilmek için önemli. Aslında her yazarın sanal bir bavulu var. Bu bavulun içersinde, yaşanmışlıklar, hikayeler, kişiler, hayatlar ve bir sürü anektod ve dilin kullanımıyla ilgili beceriler hepsi var. Yazar olarak bir şey üretmek istediğinizde bu sanal bavulu kullanıyorsunuz. Sizin bavulunuz ne kadar genişse, zamanında bu bavula neler atabildiyseniz üretiminiz de bununla oluyor. Bu bavulu çok gezerek de, çok okuyarak da doldurmak mümkün ancak bence ikisi de gerekli.

Yazmanın insanı rahatlattığı söylenir. Beni gerçekten rahatlatıyor. Sanki yazdığım zaman biriyle söyleşmişim gibi rahatlıyorum. Bu duygu çok hoş. Umarım bu duyguyu zaman içerisinde kaybetmem.

Yazdıklarımı burada ve bazı yerlerde paylaşmayı seviyorum. Bir kişi tarafından dahi okunmak çok keyifli. Bu keyif bana haz veriyor. Daha çok yazmak, yazmak istiyorum.

İşte böyle; Yaratıcı yazarlık konusundaki çalışmalarımı sürdüreceğim. Umarım benden de bir yazar olur ve bir gün benim de kendi kitabım olur.

Çook çalışmam lazım çooook…

24-12-2017

ANKARA

Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel

Ali Rıza ve SIDIKA… Bölüm:3

Bölüm 3

74 model volkswagen minibüs ilkbahar güneşinin süzmeleri altında Grrrrr diye rampalarda ilerliyordu.

Ali rıza bu yılki yolculuğa erken çıkmış olmanın sevincini yaşıyordu. Elleri direksiyonda gözünü yoldan hiç ayırmadan Lara’ya

”Epeyce yol geldik bir yerde durup kahve içelim” dedi.

Yol üzerinde sağda bir dinlenme yerine girdiler. Ali Rıza hemen tenteyi açtı. Çabuk hareketlerle masayı ve sandalyeleri çıkarttı. Bu arada çoktan kahve suyunu ocağa koymuştu.

Lara, Ali Rıza’nın verdiği sandalyeye yerleşti.

”Kaç yıldır karavancılık yapıyorsunuz?

Oooov dedi Ali Rıza Kendimi bildim bileli… Bu karavanı 76 yılında aldım. Ondan önce de çadırla gezerdik. Ali Rıza mahsunlaştı birden ve bir ahh çekti.

Lara araya girip ”Eşinizle geziyordunuz herhalde”

”Evet” dedi Ali Rıza. Eleni dört sene önce yakalandığı amansız kanser nedeniyle uçup gitmişti bu diyardan. Hastalık ile hep birlikte mücadele vermişlerdi taa ki en sonuna kadar. Ama sonuçta ölüm Eleni’sini koparıp onun kollarından ve bu dünyadan almıştı.

Ali Rıza bu konuyu sürdürmek istemiyordu. Zaten kahvenin suyu da ısınmıştı. “Nasıl olsun 3 ü bir arada da var Filtre kahve de?”

Lara saygılı bir şekilde başını öne eğip. ”3ü birarada olsun dedi”

Tamam dedi ali rıza. Kendisi içmese bile karavanda bu kahvellerden bulunduruyordu.

Ali Rıza Kızın kahvesini doldurdu. Kendisi filtre kahve içeceğinden. Kendisine de French press’e doldurdu sıcak suyunu. Burada kahve üç dört dakika demlendi ve kendi tadını buldu.

Buram buram kahve kokuları kırların çiçek kokularına karışmıştı. Ehh karavancının yolda kahve keyfi de işte böyle olurdu.

”Ben düşündüm de belki gittiğiniz festivale ben de katılabilirim”

Lara buna ancak sevinirdi. Yeni tanıştığı Ali Rıza’yı daha çok tanımak isterdi.

”Bu harika olur” dedi.

O sırada SIDIKA’nın kasetçalarında Pentagram’dan Anatolia çalmaktaydı.

”Sonsuz karranlık bu yaslı günümde,

Yad insanoğlu bu durmaz sözünde,

Nerden bilinmez bu kin gözlerinde?

Yansır bu korkum sararmış yüzümde…

Halim bilmez, derdim sormaz,

Zor anımda sahip çıkmaz,

Böyle şansız mertlik olmaz,

Bu ihanet cezasız kalmaz.

Anatolya, Anatolya…

Sevdim seninle bu zor günlerinde…”

Ali Rıza, Anatolya’nın sözlerine dalıp gitmişti. Kendi kendine “Neyse şimdi eskilere dalmanın sırası değil” dedi.

Lara bu sırada ona gittiği festlerden bahsetmeye başlamıştı bile…

Genelde ilkbahar ve Yaz aylarında yapılan festivallere katılıyordu.

Lara uluslararası ilişkiler okumuş, okulundan mezun olmuştu. Ancak daha kendine bir iş bulmuş değildi. Serbest geziyordu, Kendi demesiyle.

Ali rıza bunun pek böyle devam edemeyeceğini düşündü. Herkesin bir işten para kazanması gerekirdi O’na göre.

Lara anlattıkça Ali Rıza tekrar bu kızın gençliğine imrendi ve özendi. Genç olmak ne başka şeydi Kendisi altmışikisine gelmişti ve gençlere öykünüyordu.

Birlikte kahvelerini yudumladılar. Daha sonra Ali Rıza kurduğu gibi beş dakikada masa ve tenteyi toplayıverdi. Ve sıdıka yine yollarda Grrrrr diye ilerlemeye başladı.

22-12-2017