Yazı kategorisi: Genel, Kısa yazılar, Yazılar

Öğretmenler Günü Üzerine…

Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü.

Bu günde hatırlanmak elbette bir öğretmen için harika bir duygu. Özellikle eski öğrencilerinizin aradan yıllar geçtikten sonra sizi hatırlaması, Size bir mail vb yöntemle ulaşması paha biçilemez bir duygu. Bu nedenle herkese bu günde eski öğretmenlerini hatırlamalarını tavsiye ederim. Özellikle eski öğretmenlerinizi hatırlamanız o öğretmenlere işlerini yaparken ayrı bir güç kuvvet verecektir. Şayet emekli oldularsa da son derece mutlu olacaklardır.

Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel, Yazılar

Kütüphanedeki Kız (Öykü)

O gün öğretmenimin verdiği ödev için kütüphaneye gitmiştim. İki katlı küçük bir binaydı. İçeriye kitap kokusu hakimdi. Sıra sıra dizilmiş raflara kitaplar yerleştirilmişti. İlk defa bu kütüphaneye geliyordum. Ortada insanların ders çalışıp kitap okuduğu masalar vardı. Onu ilk orada gördüm. Sarı saçları kıvır kıvırdı. Kırmızı dudaklarına sanki ruj sürülmüş gibiydi. O da bana baktı ve gülümsedi. O an içimden bir heyecan duygusu geldi geçti. Acaba hangi okulun öğrencisiydi? Yanına gitsem, konuşsam acaba beni tersler miydi?

Hayır hayır, Ben bunu yapamazdım. Heyecandan düşüp ölecek gibiydim.

Hemen kütüphane raflarının arasına girdim. Kitaplara bakıyormuş gibi yapıyor. Ama onu gözlemliyordum. O dersine dalmıştı.

Bir taraftan kendime kızıyordum,

Allahım ben neden böyleyim? Kızın adını bile öğrenemiyorum. Yanına gidip konuşmamsa olanaksız.

Neyse kitaplara bakıp duruyorum. Ernest Hemingway’in bir kitabı geçti elime. Ödevi falan unuttum zaten. Hemingway’i alıp masalara geçtim. Güzel kızın karşı çaprazına oturdum.

Yine bana baktı Allah’ım, Göz göze geliyoruz. Şimdi düşüp bayılacağım. Nereden çıktı bu kız?

Neyse, Kitabımı açtım. Hemingway’in öykülerini severim. Önce bir sonra ikinci öyküyü okudum. O hala ders çalışıyordu ama öğlen de oldu.

Ben de dersimi araştırmak üzere yine yerimden kalktım ve araştırmama baktım. O kıvır kıvır sarı saçlı güzellikle konuşmama imkan yoktu.

En sonunda toparlanıp gitti. Arkasından bakakaldım. Acaba bir daha gelir miydi bu kütüphaneye? Devam eden günlerde birçok kez kütüphaneye gitmeme rağmen onu hiç görmedim.

24-11-2019

ANKARA

Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel, Yazılar

Tarık Öğretmen (Öykü)

Tarık Öğretmen

Yine son ders zili çaldı. İşte ders başlıyor. Çocuklar yerlerine oturdular. Ben Tarık Öğretmen, bugün ayrı bir yoruldum sanki. Çocuklar da yoruyorlar insanı. Bir susmuyorlar ki.

Notlarıma baktım. Ali’nin yanına soru işareti koymuşum.

Hadi Ali diyorum kalk anlat bakalım: Mudanya Mütarekesi.

Anlatmaya başlıyor Ali. Güzel güzel tatlı tatlı anlatıyor konuyu,

Aferin Ali çalışmış. Bir artı almayı haketti.

Ali de ne büyüdü, bu sene boy attı. Öğrenciler 8. sınıf oldular. Hepsi boy attılar.

Onlar böyle büyüyorlar işte.

Tarık öğretmen arabayı muayeneye götürecek bugün. Bankada para kalmamış. Bu ay da maaş ne çabuk eridi.

Şimdi kızlardan birine söz vermeli. Emine, Arkada oturan güzel kızım kalksın bakalım. O da devam etsin. Söyle bakalım Nereler kazanıldı?

-Ne kazanıldı Öğretmenim?

-Mudanya Mütarekesi ile nereler kazanıldı evladım?

-III, Şey…

Çalışmamışsın Emine sana yakışmadı.

Cevaplayacak var mı? Birçok kişi parmak kaldırdı.

Elif söylesin.

Söylüyor Elif Hatasız.

Sonra Tarık Öğretmen yerine geçiyor, masasına. Alelade bir öğretmen masası. Örtü de amma kirlenmiş.

O sırada zil çalıyor. Herkes çıksın,

Mert yanına geliyor. Akıllı çocuğum söyle bakayım.

Öğretmenler gününüz kutlu olsun öğretmenim.

Bir resim çizmiş, Beni çizmiş yanına da kendini el ele tutuşmuşuz.

Çok teşekkürler Mertçiğim.

Böyle güzel hediyeler de alıyoruz bazen.

Neyse şimdi ders bitti. Tarık öğretmen yavaş yavaş okuldan çıkıyor. Bir gün daha böyle bitiyor işte…

24 Kasım anısına…

ANKARA…

Yazı kategorisi: Genel, Kitap, Kısa yazılar

Benim Kütüphanem

Benim kütüphanem evin iki odasına yayılmıştır. Birisi çalışma odası diğeri de Gardrobumun bulunduğu boş bir odadır. Kütüphaneyi yalnız böyle yerleştirebilmişimdir. Yine de iş görüyor. Kütüphanemde kitaplar yazarlarına göre tasnif edilmiştir. Kütüphanemin baş yazarı Zülfü Livaneli’dir. Ama pekçok yazardan okuma yapmaktayım. Kütüphanemde yüzde on ile 15 okunmamış kitaplar bulunmaktadır. Zaman zaman yeni siparişler vererek veya sahaflara gidip kitap alımı yaparak kütüphaneye yeni kitap girişi sağlamaktayım. Okuduğum kitapları, dolayısıyla da kütüphaneme girecek kitapları seçerken edebiyat dergilerinde tanıtılanlardan da faydalanmaktayım. Böylece arada sırada çok bilinmedik yeni yazarlar da kütüphaneme giriş yapabilmektedir. Benim kütüphanem okuduğum kitapları yansıttığı için her geçen gün kütüphanemi izlemeyi daha da sevmekteyim. Ancak kütüphanemi genişletmek için yerim dar. Bu nedenle zaman zaman kitapları sahaflara satmak suretiyle kitap sayısını azaltmak da düşüncelerim arasında var. Benim kütüphanem okuma hobimin ayrılmaz bir parçasıdır. Kişisel kütüphaneme sahip olduğum bir ev, aynı zamanda benim zevkimi de yansıtmaktadır.

Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel, Yazılar

Deniz Gözlü Kız (Öykü)

Deniz gözlü kız

Televizyonda yine tele-tabi lerin şovu vardı.

Sabahları iki saati bu programa ayırdıklarına inanamıyordu.

TV’yi kapatıp kumandayı kanepenin üzerine fırlattı.

Gidip buzdolabını açtı. Taze sebze meyve namına hiçbir şey yoktu dolapta.

Kal-u bela’dan beri pazara gidilmemişti sanki.

Yağı ve Çilek reçelini çıkardı. Çilek reçelini pek severdi.

Bugünkü kahvaltısı da bu olacaktı.

Tam bu sırada telefon çalmaya başladı.

Arayan İşyerinden Ali idi.

İş arkadaşları Yusuf hastalanmıştı. Acaba iki saat erken gelebilir miydi?

Tam da bugün geç başlama günüyken.

-Peki oldu efendim.

Pek fazla vakti kalmamıştı. Hemen giyindi.

Vosvosu onu dışarda bekliyordu.

Boyası ışıl ışıl parlayan bir kırmızı vosvos.

Adı Kuzey’idi. Hadi Kuzey’im dedi.

Vosvos Grrrr diye çalışmaya başladı.

Garajdan geri geri çıktı.

Gazeteci çocuk’a bi korna öttürdü.

BİP!…

Bugün traş olmamıştı. Amaan be bugün de olmayıversindi.

Çalıştığı market iki mahalle ötedeydi.

Vosvosuyla yaklaşık 10 dakikada marketin önüne varıverdi.

Seamart marketleri hoş geldiniz yazısının karşısına arabayı park etti.

Markette kasadaki Ali ile karşılaştı.

Birbirlerine günaydın dediler.

Gidip iş önlüğünü giydi. Bugün kasada başlayacaktı.

Tam o sırada O’nu gördü.

O masmavi gözler! Deniz maviliğinden utanırdı o rengi görseydi.

Günaydın dedi genç kız. Hamza cevap verdi. Ama bacakları birbirine dolanmış dilininse bağı çözülmüştü sanki. Kredi kartından adının Fatma olduğunu öğrendi. Genelde insanlar kendi kartlarını kullanırdı. Ona birşeyler söylese, Herhangi bir şeyler, sanki gönlü kuş olup uçacaktı.

Hamza kime kolay açılmıştı ki? Güzel kadın fişini alıp gitti.

Acaba onu bir daha bu markette görebilecek miydi?

Bu çevrede mi oturuyordu? Aldığı malzemeler eve götürecek türden, deterjan gibi şeylerdi. Bu nedenle büyük ihtimal Fatma Altıntaş buralarda oturuyordu.

Gün boyu markette birçok market işi yaptı. Zaman zaman arkadaşlarıyla şakalaştı. Sonra da vosvosuna binip evin yolunu tuttu.

Akşam her akşamki gibi survivorun son bölümünü seyrederken marketten getirdiği birasını yudumluyordu.

Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel, Yazılar

Ben Mardinliyem… (Öykü)

Ben Mardinliyem.

Ben Mardinliyem diyordu çocuk.

Turistlere yer gösterip bu işten günlük iyi bir harçlık kazanıyordu.

Yine Mardin’de turist avına çıkmıştı.

Birinin yanına geldi mi onu kolay kolay bırakmaz,

Kene gibi yapışırdı. En son okula aylar önce gitmişti. Okumak ona göre değildi. O sokaklardan çıkarıyordu kazancını.

-Ben Mardinliyem, Mardinliyem.

Evde anası ve iki de kuması vardı. Toplam 8 kardeştiler. Babası hangi birini okutsundu. Bazen sabahları okulun yanından geçer ordaki Ayşe’yi arardı gözleri. Bir alt sınıftaki bu çakır gözlü kız gönlünde yer etmişti. Okula bakıp iç geçirmeleri hep ondandı.

Babası adına Mehmet demişti. Arkadaşları ona Memoo derler. Çok arkadaşı yok Memonun. Olanlar hep turistlere yer gösterme işinden.

Bugün Dar sokaklı mahallelerde kovalamaca yaşadı zabıta ile. Zabıta memurları turistlere yapışan çocuklarla ne kadar baş edebilir ki? Arkalarını döndüklerinde yine rehberlik yapmaya devam edecek memo, Arka sokaktan dolaşır yine aynı yere gelir.

Bugün memo salih ile hiç karşılaşmadı. Salih Memo’nun kankası. O da turistlere yer gösterir, Bazen kazandıklarını paylaşırlar.

Ben Mardinliyem der Memo, Okula gitmez, gidemez. Onun yeri sokaklardır.

Bir de mahallede abileri var. Yol yordam gösterirler ama bazen de fena döverler Memo’yu. Memo da büyük olsa onlara gösterecek Dünya’nın kaç bucak olduğunu onlara…

Mardinli çocuk Memo yine çarşıda işte bir ingiliz turiste yapışmış. En çok para yabancılarda var. Bazen iyi bahşiş verirler bir haftalık yevmiye çıkar. İngilizceyi de iyi öğrenir memo. Whats your name demeyi de bilir. My name is Memo der.

İngiliz no, no no diyor. Bizimki bırakmaz.

En sonunda adamın yakasını bırakıyor. Ama onun gibi en az 6 çocuk İngiliz çiftin peşinde. İngiliz’i geldiğine pişman ediyorlar. İngiliz kolay para olarak görüldüğü bir habitatta olmanın bedelini ödüyor. Paçayı bugün de zor kurtardı.

Akşam oluyor. Memo kahveye babasına uğrayacak. Üç beş kuruş bahşiş kazandı. Ahh o İngiliz’i de kerizleyecekti ki esas o zaman bayram yapacaktı.. Neyse babasının sigara parasını çıkarmayı başardı.

İşte Memocan için bir gün daha böyle geçti.

Ben Mardinliyem dedi günün sonunda.

18/Kasım/2019 Ankara.

Yazı kategorisi: Genel, Yazılar

Kampta bir bayram…

img-20190531-wa0000

Ankara Kızılcahamam sınırlarının son metrelerinde, Bolu il sınırı yakınında. Ulu çam ağaçlarının altında şımıl şımıl akan bir derecik. Bir yapay göl ve bir mokamp. Burası Meşeler yaylası. Yazın serin ve rahat.

İşte bu Ramazan Bayramında buradayım. Genelde sessiz sakin olan bu kampta okumalarımı yapacağım ve yazılarımı yazacağım bu dokuz gün süresince.

Karavanım zaten bu kampta durmaktaydı. Ben de buraya geldim. Burada Türkcell çekiyor. Televizyon ve radyo yayını yok. En yakın market 30 km mesafede. Market için ya Kızılcahamam’a ya da Gerede’ye gitmek zorundasınız. Ancak restoran olduğu için kampa ekmek geliyor. Ekmeği bulunca Market olmadan birkaç gün idare edebiliyorsunuz.

Burada olduğum sürece internetten radyo dinliyorum. Turkcell çektiği için internetim var. Bu yüzden radyo sorun olmuyor. Yoksa uydudan başka şans yok. Karavanın üzerine o pahalı otomatik uydu antenlerinden alsanız bile gölgede ağaçların altında olunca çekmez o da.

Allahtan TV meraklısı birisi değilim. İnternet bağlantım 4.5G olduğu için modemimi alıp çıkıyorum evden. Şu anda bu satırları da bu bağlantı sayesinde yazmaktayım.

Burası günün en sıcak saatinde bile 22 derece ve çok rahat. Gireceğiniz Deniz gibi bir su bulunmuyor ancak buna ihtiyaç duymuyorsuz da.

Karavancılık güzel zenaat. Ben en çok bu işin sakinliğini seviyorum. Bu yüzden kalabalık yerlere kendim gitmiyorum.

Neyse kalın sağlıcakla…

Yazı kategorisi: Genel, Yazılar

Yeni gelen bahar ve Ankara…

Çevremde bazı ağaçlar çiçek açmaya başladı. Artık bahar iyiden iyiye kendini hissettiriyor. Havalar ısınıyor.

Bu haftasonu da kızılcahamam’a Yayla mokamp’a gideyim, oradaki karavanımda kalayım diyorum.

Umarım artık karlar erimiştir orda da…

Ankara baharda da güzel ama daha yeşillenme ve canlanmanın etkilerini tam görmek için erken. Ağaçlar hala kuru dallarını uzatıyorlar gökyüzüne.

Bütün bunlara ek olarak ankapark açıldı. Henüz ziyaret etmedim. Ettiğim zaman paylaşacağım bunu da….

Yazı kategorisi: Genel, Kısa yazılar, Şehir ve ben...

Aralık’ın gelişi…

Merhaba,

Bu aralar pek bloguma yazamadım. Artık kışa dönen sonbaharın renkleri bizi yavaş yavaş terk edecekken, ben evimde okumalarıma devam ediyorum.

Salman Kahn’ın Dünya Okulu kitabını ve Oğuz Atay’dan Tehlikeli Oyunlar’ı birtirdim. Daha doğrusu Tehlikeli Oyunlar’ı 200 sayfa okumuşken hızlı bitirmeye tabii tuttum. Yani bir yerde yarıda bıraktım da denebilir. Çok sıkıcıydı. Yazar ortalama aydın insanın iç sıkıntılarını irdeliyor. Olay örgüsü çok geri planda. Ön planda ise daha çok karakterler ve iç sorunları var.

Okuma konusu dışında, Arabam Güçlü’nün trafik muayenesi zamanı geldi ve onu yaptırdık. Tabii bir seferde geçmedi. Ön fren hortumları yıprandığından Sanayi’ye götürüp ön fren hortumlarını değiştirdik. Sonra tekrar muayeneye girdik. Ve bu sefer geçti.

Evet Aralık da bu arada geldi. Yılın son ayı ile birlikte artık soğukları da bekliyoruz. Özellikle Ankara’nın bir gelin gibi beyazlara bürünmesini heyecanla bekliyorum. Umarım bu sene kar yağar.

Yeni bir aya girdiğimizde en büyük değişiklik dergilerde yaşanıyor. Okunup yerlerine kaldırılmış eski ayın sayıları yerine, yepyeni dergiler, yeni kapak konuları, yeni yazılar, yeni ilüsterasyonlar, yeni karikatürlerle düşünce dünyamız yepyeni bir heyecana bürünüyor.

Ben en çok bu aylarda evimi seviyorum. Sitenin iç yollarından birine bakan camının önündeki büyük ceviz ağacı kumru kuşlarına ev sahipliği yapıyor. Balkonumdan görülen manzara dört mevsim yeşil ağırlıklı.

Ankara’yı ve bu şehirde yaşamayı seviyorum.

Yazı kategorisi: Genel, Kitap, Kısa yazılar, Şehir ve ben...

Sahaflar…

Sahafa gitmeyi seviyorum. Oradaki okunmuş kitap kokusu insanın içine işliyor. Kitapları geri dönüştürüp tekrar kullanıma sokmanın merkezidir sahaflar. Bu açıdan çok önemli bir görevi yerine getirirler.

Her türlü kitabı bulabilirsiniz sahaf raflarını karıştırırken, Macera, gerilim, aşk romanları, şiir kitapları, bir zamanların bestselleri, hepsi bir arada bulunurlar.

Genelde sahaf çarşıları şehirlerin en kalabalık, en cafcaflı semtlerinde olurlar. Ankara’da Kızılay’dadır. Bursa’da Heykel’de…

Sahafa gitmek insana huzur verir, dinlendirir. Ben sahafları severim.