Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel

Ali Rıza ve SIDIKA… Bölüm 4…

Ali Rıza ve SIDIKA Bölüm:4

Balıkesir’i geçmişler yavaş yavaş rampaları aşarak Edremit Körfezi’ne doğru yol alıyorlardı. Yol gah çam ağaçlarının arasından kıvrıla kıvrıla çıkıyor, gah kısa inişler yapıyordu. SIDIKA halinden şikayetçi görünmüyordu.

Lara, Hafifçe başını cama dayamış uykudaydı. O sırada rüyasında kendisini geniş bir zeytinlikte görüyordu. Her yerde cüceler vardı. Onlarla kovalamaca gibi bir oyun oynuyordu. Öncesinde cüceler sevimliydi. Ama birdenbire surat ifadeleri değişiyor, asıl yüzleri ortaya çıkıyordu. Şeytanca sırıtınca sapsarı dişleri ortaya çıkıyordu. Kovalamaca da gerilimli bir kaçışa dönüyordu. Ama on yakalayıp her yerine dokunuyorlardı dokunuyorlardı.

Lara irkilerek uyandı.

Ali Rıza: “Merhaba uyuyan prenses Lara” dedi

Lara:”Ne kadar uyudum?” ve “Nerdeyiz?” sorularını beraber sordu.

Ali Rıza:”Balıkesir’i geçtik Edremit Körfezi’ne doğru yol alıyoruz. Az bi yolumuz kaldı.”

Lara: “Sahiden mi? Bildiğim kadarıyla daha seferihisar’a çok yol var.”

Ali Rıza: “Ören’de bir kamp alanı var. Orada SIDIKA ile konaklayacağız düşündüm de Belki sen de bizle kalırsın. Böylelikle yarın Seferihisar’a bereber ilerleriz.”

Ali Rıza her sene mutlaka uğradığı Ören deki bu güzel kampta bir gece olsun dinlenmek hem SIDIKA’yı da dinlendirmek istiyordu.

Lara birkaç saniye düşündü ve bir sessizlik oldu.

“Ben Seferihisar’a gitmeyi planlıyordum.” Dedi. Ancak madem kampta kalacaksınız size katılayım.

Burdan yeni bir araç bulmak zor ve yorucu olacaktı. Hem nostaljik şekilde Grrrr’layan SIDIKA’ya ve Ali Rıza’ya alışmıştı. Bu yolculukta artık kendini güvende hissediyordu. Öyle ki yolda sersemleyip uyumuştu bile. Normalde asla otostopta uymazdı Lara.

Ali Rıza’nın ağzı kulaklarına vardı. Duydun mu kız SIDIKA? Dedi vosvosuna. Bizimle kalıyor, yaşasın…

Akşamki kamyon yolculuğu, uykusuzluk ve ardından bu kısa uyku Lara’nın başını ağrıtmıştı.

Çantasına uzandı. İçinde çadır dahil her şey olan bu büyük çantanın arkasında dörde katlı seferihisar yazan karton hala durmaktaydı. Çantasından ağrı kesici çıkartıp suyla içti.

Teypteki hava değişmiş, YeniTürkü’den Aşk yeniden çalarken Sıdıka İvrindi’yi geçiyordu.Her yerde bir iki katlı bahçeli evler vardı. Bu yemyeşil yerde yaşamın ne kadar saf ve güzel olacağını düşündü Lara. Bunu Ali Rıza’ya da söyledi.

Ali Rıza Ören’de gidecekleri kampın da çok yeşil olduğunu ve Türkiye’deki en güzel kamplardan biri olduğunu söyledi.

Böylelikle Bahar güneşi altında Grrrr diye yollarına devam ettiler…

24-12-2017/ANKARA

Reklamlar
Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel

Ali Rıza ve SIDIKA… Bölüm:3

Bölüm 3

74 model volkswagen minibüs ilkbahar güneşinin süzmeleri altında Grrrrr diye rampalarda ilerliyordu.

Ali rıza bu yılki yolculuğa erken çıkmış olmanın sevincini yaşıyordu. Elleri direksiyonda gözünü yoldan hiç ayırmadan Lara’ya

”Epeyce yol geldik bir yerde durup kahve içelim” dedi.

Yol üzerinde sağda bir dinlenme yerine girdiler. Ali Rıza hemen tenteyi açtı. Çabuk hareketlerle masayı ve sandalyeleri çıkarttı. Bu arada çoktan kahve suyunu ocağa koymuştu.

Lara, Ali Rıza’nın verdiği sandalyeye yerleşti.

”Kaç yıldır karavancılık yapıyorsunuz?

Oooov dedi Ali Rıza Kendimi bildim bileli… Bu karavanı 76 yılında aldım. Ondan önce de çadırla gezerdik. Ali Rıza mahsunlaştı birden ve bir ahh çekti.

Lara araya girip ”Eşinizle geziyordunuz herhalde”

”Evet” dedi Ali Rıza. Eleni dört sene önce yakalandığı amansız kanser nedeniyle uçup gitmişti bu diyardan. Hastalık ile hep birlikte mücadele vermişlerdi taa ki en sonuna kadar. Ama sonuçta ölüm Eleni’sini koparıp onun kollarından ve bu dünyadan almıştı.

Ali Rıza bu konuyu sürdürmek istemiyordu. Zaten kahvenin suyu da ısınmıştı. “Nasıl olsun 3 ü bir arada da var Filtre kahve de?”

Lara saygılı bir şekilde başını öne eğip. ”3ü birarada olsun dedi”

Tamam dedi ali rıza. Kendisi içmese bile karavanda bu kahvellerden bulunduruyordu.

Ali Rıza Kızın kahvesini doldurdu. Kendisi filtre kahve içeceğinden. Kendisine de French press’e doldurdu sıcak suyunu. Burada kahve üç dört dakika demlendi ve kendi tadını buldu.

Buram buram kahve kokuları kırların çiçek kokularına karışmıştı. Ehh karavancının yolda kahve keyfi de işte böyle olurdu.

”Ben düşündüm de belki gittiğiniz festivale ben de katılabilirim”

Lara buna ancak sevinirdi. Yeni tanıştığı Ali Rıza’yı daha çok tanımak isterdi.

”Bu harika olur” dedi.

O sırada SIDIKA’nın kasetçalarında Pentagram’dan Anatolia çalmaktaydı.

”Sonsuz karranlık bu yaslı günümde,

Yad insanoğlu bu durmaz sözünde,

Nerden bilinmez bu kin gözlerinde?

Yansır bu korkum sararmış yüzümde…

Halim bilmez, derdim sormaz,

Zor anımda sahip çıkmaz,

Böyle şansız mertlik olmaz,

Bu ihanet cezasız kalmaz.

Anatolya, Anatolya…

Sevdim seninle bu zor günlerinde…”

Ali Rıza, Anatolya’nın sözlerine dalıp gitmişti. Kendi kendine “Neyse şimdi eskilere dalmanın sırası değil” dedi.

Lara bu sırada ona gittiği festlerden bahsetmeye başlamıştı bile…

Genelde ilkbahar ve Yaz aylarında yapılan festivallere katılıyordu.

Lara uluslararası ilişkiler okumuş, okulundan mezun olmuştu. Ancak daha kendine bir iş bulmuş değildi. Serbest geziyordu, Kendi demesiyle.

Ali rıza bunun pek böyle devam edemeyeceğini düşündü. Herkesin bir işten para kazanması gerekirdi O’na göre.

Lara anlattıkça Ali Rıza tekrar bu kızın gençliğine imrendi ve özendi. Genç olmak ne başka şeydi Kendisi altmışikisine gelmişti ve gençlere öykünüyordu.

Birlikte kahvelerini yudumladılar. Daha sonra Ali Rıza kurduğu gibi beş dakikada masa ve tenteyi toplayıverdi. Ve sıdıka yine yollarda Grrrrr diye ilerlemeye başladı.

22-12-2017

Yazı kategorisi: Öyküler..., Genel

Ali Rıza ve Sıdıka Bölüm 2

Ali Rıza ve Sıdıka

2

Lara yaklaşık yirmi dakikadır elinde üzerinde Seferihisar yazan bir kartonla beklemekte idi.

Bugün araç bulmaktan yana şanslı bir gün değildi anlaşılan. Buraya İstanbul’dan yine otostopla gelmişti. Bursa’nın İzmir tarafından çıkışında Minteks denilen yerdeydi.

Birdenbire o volkswagen minibüs yavaşladı ve durdu.Turuncu gövdesi bakımlıydı. Üst kısımları beyaza boyanmıştı.

Lara’nın sırt çantasında çadırı ve mutfak malzemeleri vardı. Ağır çantasını volkswagen minübüsün arka koltuğuna attı. Sonra ön koltuğa oturdu.

Merhaba dedi.. Merhaba.

Ali Rıza da merhabaya karşılık merhaba dedi.

-Nereye böyle?

Ali rıza yalnız gezen bu sarışın kızın kendine güvenine hayran kalmıştı.

Lara:

-Seferihisar Rock Festivaline.

Ali rıza geçmişte pek çok festivale katılmıştı.

-Bakıyorum da donanımlı çıkmışsınız.

-Evet dedi kız, lazım olacakları aldım.

Ali Rıza normalde otostopçu almazdı. Ancak bu kızın elinde tabelayla yolda duruşunda bir şey vardı. Onu alası gelmişti birden.

-Yalnız mı seyahat edersiniz?

-Kız evet dedi yalnız geziyorum. Gittiğim yerlerde arkadaşlar buluyorum.

Ali rıza bunun da hoş bir hayat tarzı olduğunu düşündü. Bu kız hem cesur hem de ne yaptığını biliyordu. Bunu bir hayat tarzı olarak benimsemişti.

Sıdıka rampalarda grrr diye vites düşüyor ancak düze çıktı mı hızlanıyordu. Bu karavanın motor sesi zaten sürücüyü mest ederdi.

Ali Rıza teybi açtı ve Pentagramın bir kasetini teybe soktu. En azından bu yolcuyla müzik zevkleri uyuşmuştu.

İlkbahar güneşi altında birlikte batıya doğru yol aldılar…

17-12-2017.

Yazı kategorisi: Öyküler..., Yazılar

Ali Rıza ve SIDIKA…

Ali Rıza ve Sıdıka…

Yine bir gün Sıdıka’nın içerisinde otururken yağmur tıp tıp diye metale vuruyor ve sesler çıkartıyordu. Ali Rıza bu sesleri dinler ve çok severdi.

Sıdıka gün görmüş karavandı. Ali Rıza ve eşi Eleni onunla zamanında Avrupa’lara kadar gitmişlerdi.

Zaman geçmiş, Sıdıka gitgide daha çok arızalanır olmuş. Sağı solu daha çok bakım istemeye başlamıştı. Artık antika olduğundan parçası da pahalıydı. Ona bakan ustalar birer birer piyasadan eksilmişti. Ali Rıza’nın iki oğlu vardı. Oğulları hep ”Baba şu karavanı sat artık derlerdi” Ama Ali Rıza asla Sıdıka’sından ayrılmazdı.

Ali Rıza hep yıllarca karavanla gezmişti. Eleni’si bu dünyadan göçtükten sonra da yalnız başına bu merakı sürdürüyordu. Usta karavancıyı bu yollardan ancak ölüm ayırırdı.

O gün SIDIKA ile Bursa Misi Kamptalar. Burası yeşillik, geniş içinde bir de restoran olan güzel bir kamp alanıdır.

Ali Rıza yağmurun yağdığı o ilkbahar sabahında camdan baktı, hep baktı… Çevrede bir sürü karavancık var. Hepsinin içerisinde türlü türlü hayatlar.

Ali Rıza bir daha ve daha güçlü söz verdi kendisine ölene kadar bu yollarda olmaya.

Dışarda derede kurbağalar bağırıyordu.

16-12-2017